Doğaya ait olmamasına karşın doğayla bütünleşerek işlevsel yönünden çok güzelliğiyle anılan yapılardan biridir Çin Seddi. Ve bugünün teknolojisiyle bile yapımı zaman ve emek isteyen 8851 kilometre uzunluğundaki devasa yapı, haliyle de birçok efsaneye ev sahipliği yapmaktadır. Yönetmenliğini daha ziyade kahramanlık filmleriyle tanınan Zhang Yimou’nun üstlendiği The Great Wall (Çin Seddi) de bu büyük duvarın arkasındaki bir efsaneyi konu alıyor.

Avrupa’da birçok savaşa katılmış paralı asker William (Matt Damon) ve yoldaşı Pero (Pedro Pascal), black powder ya da bilinen adıyla barut bulmak için bir sefere çıkmıştır. Ancak peşlerine takılan haydutlardan (Moğollar) kaçarken askerlerle donatılmış devasa bir yapıyla karşılaşırlar. Çinlilerce alıkonan William ve Pero, yolculukları esnasında öldürdükleri bir yaratık hakkındaki gerçeği ise çok geçmeden öğrenir. Bir kurdu andıran, ancak daha ziyade uzaydan gelmiş bir canlıya benzeyen yaratıkların duvarı geçmek için verdikleri mücadele sırasında cesaretlerini gösteren ikili, onur konuğu ilan edilir. Lakin her zamandakinden çok daha stratejik davranan yaratıklar, duvarı aşıp Çin’i ve sonrasında insanlığı yok etmeye hiç bu kadar yaklaşmamıştır.

Christian Bale’ın başrolde olduğu The Flowers of War (Savaşın Çiçekleri) filminde de Çin’in kaderini bir ‘yabancıya’ emanet eden yönetmen Zhang, The Great Wall’da da yine bir yabancıdan yana kullanıyor tercihini. Senaristleri arasında Tom Cruise’lu The Last Samurai (Son Samuray) filminin yönetmeni Edward Zwick ve senaristi/yapımcısı Marshall Herskovitz’in de yer aldığı epik hikaye, özünde Hollywood sinemasının Çin pazarına erişme çabalarından bir başkası olmayı hedefliyor. Çin kültürünün mistik/büyüleyici yapısı ve mimarisini Amerikan sinemasının kahramanlık hikayeleriyle harmanlayan ekip, ortaya çıkardıkları sentezle izleyiciyi etkilemeyi hedefliyor.

2008 yılında Pekin’de (Beijing) gerçekleşen Olimpiyat Oyunları’nın açılış seremonisini filminin de yönetmenliğini üstlenen Zhang, The Great Wall’da da Çin kültürünü etkileyici ve epik bir görsellikle sunuyor. Filmin başındaki savaş sahnesinde gerek ordunun düzeni, gerek zırhların zarafeti, gerek müzikleri ve gerek işleyişiyle izleyiciyi büyülemeyi başarıyor. Renkleri ve Çin kültürüne özgü desenleri filmin hemen her yerine yerleştiren yönetmen, savaş sahnesindeki etkileyici silahlarla da hem çağının ilerisindeki bir medeniyet olduğu izlenimini yaratıyor hem de savaş filmi/oyunu severlere bir şölen sunuyor. Yine General’e yapılan veda töreninde de benzeri mistik bir atmosfer yaratan yönetmen, filmin ilk bölümünde hem izleyiciyi hem de filmdeki iki yabancı William ve Pero’yu etkisi altına alıyor.

Görsel bir şölenle başlayan The Great Wall filmi, Amerikalı genç izleyicinin ilgisini çekebilmek adına insan ile insan-dışılar arasındaki bir çekişmeyi anlatmaya başladığı noktada ise tüm görselliğini, şiirselliğini kaybediyor. Yine de o ilk 30 dakika için bile görülmeye değer.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde eğitim öğretim hayatını sürdüren Mert Tanöz 2014 yılında amatör olarak başladığı sinema eleştirmenliğini yarı-profesyonel bir meslek edinmek adına bu alana yoğunlaşmaya başladı. Şu an sinemanın yanı sıra özel ilgi alanı klasik ve caz müzik üzerine de içerikler üretiyor.