Şu fani hayatta bilimden hepi topu iki temel beklentimiz var; biri ışınlanma, biri zaman yolculuğu. Sinema dünyası ışınlanma işini bilim kurgu filmleri içinde “Bakın teknolojimiz ne kadar ileri” diye kullanmakla yetinse de iş zaman yolculuğuna gelince onlar da fazlasıyla özlemini çekiyor belli ki. Zaman yolculuğu hala ulaşılabilinir bir hedef değil gerçek hayatta ancak sinemada iş hiç öyle değil. Zaman yolculuğu filmlerinden ziyade kedinin yumakla oynadığı gibi zamanla oynayan filmleri sıraladık.

Öncelikle bir araçla geri dönenlere bakalım, kafayı kırıp zaman makinesi icat eden bilim adamlarını bir tanıyalım.

Zaman Makinesi – The Time Machine (1960)

İlk zaman yolculuğu üzerine yapılan filmimiz bu. Bir mühendis olan George 1900 yılında başladığı yolculuğunu 802701 yılında sonlandırıyor. Çekildiği yıl itibariyle efektleri zayıf kalıyor tabii ki ama bir samimiyet ve zeka örneği de var. O zamana göre gayet yaratıcı atlatmışlar bazı aşamaları. Bütün bu özelliklerinin yanında aynı zamanda zaman yolculuğunda tamamen geleceğe takıntılı olan tek film diyebiliriz.

Geleceğe Dönüş serisi – Back To The Future (1985-1989-1990)

Her ne kadar bu konuda yapılan ilk film olmasa da belki de en ünlüsü Geleceğe Dönüş serisidir. İlk filmde 1955 yılına, ikinci filmde 2015 yılına giden, üçüncü filmde 1885 yılına dönen seride özellikle ilk iki film birbirine konu olarak çok güzel bağlandığından işi sadece efektlere ve zaman yolculuğunun ilgi çekiciliğine bırakma tembelliğine girmeden güzel bir üçleme ile sinema tarihindeki yerini alıyor.

Deja Vu (2006)


Aslında bir yere kadar zamanla oynadığı söylenemez filmin. Olayı sabit bir zaman farkıyla geçmişe bakabilen bir teknoloji kullanarak olayları çözmeye çalışmaları. Tabii filmin heyecanı için Duog Carlin’in olayı çözmekle yetinmemesi ve engellemeye çalışması da gerekli. Bu filmle birlikte zaman yolculuğu filmlerinde ikinci bir görüşü öğreniyoruz bu da geçmişe gidecek kişinin aslında daha önce gittiği ve gelecekte henüz dönmeden önce gördüklerinin aslında geçmişe döndüğünde yapacağı şeyler olduğu. (Size spoiler vermemek için o kadar güzel uzattım ki lafı.)

Şimdi de kişisel yetenekle, büyülü bir eşyayla ya da neden olduğunu hala anlayamadığımız araçlarla yapılan yolculuk filmlerine bakalım.

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı – Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004)

Deja Vu’daki gibi normal zamanda dönüş yansımalarının olacağı mantığındaki filmde zaman yolculuğu aslında filmin temel ekseninde değil. Hermione’nin yıl içinde bütün derslere girmek için kullandığı zaman döndürücü ile olayların başına dönmelerini ve “Birden fazla masumu kurtarmalarını” konu alıyor.

Kelebek Etkisi – The Butterfly Effect (2004)

Bu filmde dönüş nasıl gerçekleşiyor ediyor hiç bir fikrimiz yok. Tek bildiğimiz genetik olarak bunu yapabildiği. Baş rolümüz Evan hayatına normal akışında devam ederken çocukken tuttuğu günlükleriyle zamanda yolculuk edebildiğini fark eder. Açılışında yazan “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir.” ile aslında filmin nerelere gidebileceğini görebiliyoruz. Bu yüzden asıl mesajı “Geçmişi falan kurcalamayın, dağınık bırakın” olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz.

Her ne kadar 2 ve 3 olarak devam ettirilmiş olsa da ben devamlarını çekilmedi olarak düşünmeyi tercih ediyorum, “İlki tuttu, devam” mantığıyla çekildiklerini düşünüyorum çünkü.

 

X-Men Geçmiş Günler Gelecek – X-Men: Days of Future Past  (2014)

İnsanların mutantları deney faresi olarak kullandığı,Sentineller’in keklik gibi mutant avladığı 2023 yılından Wolverine’in bilincini 1973 yılına yollayarak aradaki 50 yılı değiştirmeye çalışmalarını konu alan X-Men serisinin en son yayınlanmış filmi. Burada zaman yolculuğu tamamen bilinç olarak gerçekleşiyor, fiziksel olarak bir dönüş yok aslında.

Click (2006)

Hayatında hiçbir şeye zaman ayıramayan bir adamın zamanı bir kumanda yardımıyla kontrol edişini izliyoruz. İleri-geri sarma, ses kısma, durdurma gibi bütün imkanlara sahip olan bu zaman yolcumuzun da yolculuğundan keyif aldığını söylemek zor.

Zaman Yolcusunun Karısı – The Time Traveler’s Wife (2009)


Rachel McAdams’ın neredeyse aynı konuya sahip iki zaman yolculuğu filminden ilki. Başrolü Eric Bana ile paylaştığı filmde McAdams (Clare), genetik bozuluk sonucunda istemsiz olarak zamanda yolculuk yapan Eric Bana (Henry) ile çocukluğunda kurdukları bağ romantik ve dramatik bir ilişkiye dönüşüyor.



Zamanda Aşk – About Time (2013)



Yukarıda bahsettiğim gibi Rachel McAdams’ın (Mary) konu olarak çok benzer ikinci filminde başrölü Domhnall Gleeson (Tim) ile paylaşıyor. 21 yaşında zamanda seyahat edip, olanları değiştirebildiğini farkeden Tim, bu yeteneğini Dünya için iyi bir şey yapmak yerine kendine kız bulmak için kulanıyor. Fakat bu fikir düşündüğünden daha zor bir hal alıyor.

Bir de aynı günü yaşayıp duran filmlerimiz var tabii ki

Bugün Aslında Dündü – Groundhog Day (1993)

90’lar çocuklarının sık sık televizyonda denk geldiği, aslında hiç de yabancısı olmadığı bir film. Bill Murray fazlasıyla ukala, bencil, kaba bir hava durumu spikerini canlandırıyor. Haber yapmak için gittiği kasabada aynı günü tekrar tekrar yaşamasını bazen fırsata çevirdi, bazen kendini defalarca öldürmeyi deneyecek kadar bunaldı. Film içinde bunun sebebi verilmedi tabii ki.

Yarının Sınırında – Edge of Tomorrow (2014)

Tom Cruise’un kariyeri için “Ben daha ölmedim” demek için daha güzel bir dönüş bulamazdı herhalde. Dünya uzaylılarla savaşın içinde hatta savaş bitti bitiyor, dünya kaybetmiş son turları dönüyorken aslında tamamen bir gösteri peygamberi olan, askerlikle alakası olmayan Cage öldüğünde bütün uzaylıların bağlı olduğu Omega ile bir bağlantı kuruyor ve böylece öldüğü anda her şeyin başına dönebiliyor. Savaş için büyük bir avantaj elde ederek hem bir yandan eğitimini alıyor hem de ilerleyebileceği kadar ilerleyerek Omega’yı yok etmeye çalışıyor.

Yaşam Şifresi – Source Code (2011)




Daha önce işlenmiş bir konu olsa ve hatta bu listede bulunan bazı filmlere benzese bile yapı olarak güzel bir film olan Yaşam Şifresi’nde kendini bir tren patlamasında bulan Jake Gyllenhaal (Yüzbaşı Colter Stevens)’ın başkasının kimliği ile aynı günü tekrar tekrar yaşaması ve Michelle Monaghan (Christina) ile bu kargaşa içinde nasıl olduysa yaşadıkları ilişkiyi konu alıyor.